top of page

Kurumsal Hayatta Esenlik: Ayurveda Perspektifi


Çalışma hayatı çoğu zaman performans, hedefler ve teslim tarihlerinin içinde akıp gidiyor. Fakat işin en kritik boyutu çoğu zaman geride kalıyor: çalışanların mesleki esenliği.


Yaşamının büyük bir bölümünde işiyle meşgul olan bir insanın, bu alanı duygusal ve fiziksel sağlığından bağımsız düşünmesi mümkün değil. Kişi işte tükenmişse, hayatta da tükeniyor.


Bugünün şirketlerinde wellbeing, bireysel bir lüks değil; toplumsal bir ihtiyaç.


Mesleki esenlik neden iş dışına bırakılamaz?


Çoğu insan, esenliğin “iş dışı zamanlarla” telafi edilebileceğini düşünür:

İyi bir hafta sonu, keyifli bir akşam planı, kısa bir tatil…


Oysa günün en verimli ve yoğun saatleri iş ortamında geçiyor. Bu yüzden esenliği yalnızca iş-dışı zamana emanet etmek gerçekçi değil. İyi geçen bir hafta sonu, verimsiz ya da huzursuz bir iş gününü telafi etmiyor; ruh hâlimize ve ilişkilerimize mutlaka yansıyor.


Düşünün; sosyal ilişkilerinizden de maddi açıdan da mutlu ve tatmin olmuş durumdasınız ama haftanın 5 günü hiç sevmediğiniz işinize gidiyorsunuz. Tüm o saatleri ya verimsiz, ya endişeli, ya da sıkılmış geçiriyorsunuz.


Peki burada gerçekten esenlikten söz edebilir miyiz?


Güçlü bir wellbeing yapısı: Sadece etkinlik yapmak değil, kültür inşa etmek


Kurumsal hayatta güçlü ve faydalı bir wellbeing yapısı oluşturmak isteniyorsa, konuya birkaç farklı açıdan bakmak gerekir. İşte tam burada Ayurveda’nın bütüncül bakış açısı devreye girer.


Fiziksel Wellbeing


  • Beslenme

  • Enerji seviyesi

  • Fizyolojik ve metabolik farklılıklar

  • Günlük rutinler


Zihinsel Wellbeing


  • Dinginlik ve odaklanma

  • Motivasyon ve sürdürebilme

  • Kişisel farkındalık

  • Stresle başa çıkma biçimi

  • Bedenin verdiği semptomları okuyabilme


Sosyal Wellbeing


  • Başkaları ile ilişkiler

  • İletişim ve empati

  • Farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesi

  • Sağlıklı bir çalışma kültürü inşa etmek


Bütünsel sağlık, yalnızca hastalık olmaması değil; enerjik bir fiziksel beden, dingin ve berrak bir zihin, şefkatli bir kalp ve mevcudiyet farkındalığı demektir.

Ve bu tabloyu kalıcı kılmanın anahtarı, Ayurveda ile her gün attığımız küçük ama tutarlı adımlardır.


Ayurveda: Modern Wellbeing ile Köprü Kuran Yaklaşım


Ayurveda, insanı bir bütün olarak ele alan kadim bir sağlık sistemi.

Zihinsel, fiziksel, duygusal ve çevresel faktörler birlikte değerlendirilir. Bütüncül sağlık anlayışı, sadece bedeni değil; yaşam tarzını ve çevreyle kurulan ilişkiyi de kapsar.


Benim yaklaşımım, Ayurvedik bilgeliği:

  • Sade ve pratik,

  • Günlük hayata entegre edilebilir,

  • Özellikle de iş hayatında uygulanabilir bir hale getirerek sunmak.


Ayurveda, standartlaştırılmış reçeteler sunmaz. Esas olan, kişinin mizacına, yaşam temposuna ve ihtiyaçlarına göre şekillenen esnek ve kişiye özel önerilerdir.

Her birey biriciktir; yaklaşım da o kişinin doğasıyla uyumlu olmalıdır.


Kişiselleştirilmiş Wellbeing: Beden–Zihin Tipleri ve İş Yaşamı


Çalışma hayatındaki zorlukların çoğu, kişinin kendi doğası ve çevresiyle uyum kuramamasından kaynaklanır.


Ayurveda, her bireyin beden–zihin yapısını dosha denilen tipolojilerle tanımlar: Vata, Pitta, Kapha.Kişilerin güçlü yanlarını, strese karşı tepkilerini, fiziki özelliklerini, hastalık yatkınlıklarını ve daha birçok değişkeni doshalar ile belirlemek mümkün.  

Ben bu çerçeveyi iş dünyasına “Beden-Zihin Tipleri” yaklaşımıyla uyarlıyorum.


Bu yaklaşım:

  • Her bireyin iletişim tarzını,

  • Motivasyon kaynaklarını,

  • Stres tepkilerini daha görünür ve yönetilebilir kılar.


Beden-Zihin Tipleri yaklaşımı, kişinin kendi eğilimlerini görmesini sağlar ve potansiyelini ortaya çıkaracak ideal çalışma ve yaşam koşullarını belirlemeye yardımcı olur. "Ezberlenmiş çözümler" yerine kişinin ihtiyacına yönelik adımlar atar.


Eğitimlerimde en çok fark yaratan anlardan biri, katılımcıların kendi çalışma tarzlarını ilk kez bu kadar net görmeleri oluyor.

Kendi doğanı tanımak, gerçekten iş yaşamında denge kurmanın anahtarı.



Kurumsal Hayatta Sürdürülebilir Denge


Ayurveda, zihin, beden ve çevre arasında sürdürülebilir bir denge kurmak üzerinedir.

Günümüz kurumsal çalışanlarının ana ihtiyacı da tam olarak budur:


  • Odaklanmayı artırmak

  • Tükenmişliği önlemek

  • Fiziksel sağlığı desteklemek

  • Zihinsel berraklığı korumak


Bunu sağlamak için hareket noktası, çoğu zaman büyük ve karmaşık projeler değil; günlük yaşamın içine yerleşen küçük rutinlerdir:


  • Sindirimi, uyku kalitesini ve enerji seviyesini destekleyen yaşam alışkanlıkları

  • Zihinsel dengeyi güçlendiren pratikler

  • Mevsimsel ve kişiselleştirilmiş önerilerle iş ortamında daha rahat, sağlıklı bir varoluş


Uyum, herkesin aynı olmasından değil; kendi doğasıyla katkı vermesinden doğar.


Beden-Zihin Tipleri ve Ayurvedik wellbeing yaklaşımı, ekiplerin doğal işleyişini görünür kılar. Bireysel farklılıklar ve ihtiyaçlar doğru yorumlandığında:


  • Ekip içi uyum güçlenir,

  • Çalışanlar kendilerini daha “görünür” hisseder,

  • Kurum kültürü samimi ve besleyici bir ortama kavuşur.



Herkesin kendi doğasında kalarak hem çalıştığı kuruma hem de kendi yaşamına daha uyumlu ve sürdürülebilir bir şekilde katkı verebilmesi bu yaklaşımın asıl odağıdır.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page